15 Ekim 2010 Cuma

Erken Kaybedenler...


Ben edebiyattan anlamam ya da anlamak için yeterli kitap okuduğumu sanmıyorum. Edebiyat o kadar korkutulan bir konudur ki edebiyattan anlıyorum diyebilmek için bütün Türk ve dünya klasiklerini okumuş olmak gerektiğini düşünüyorum. Fakat edebiyat aynı müzik gibi bir sanat dalı, nasıl müzik dinlemek için tüm klasikleri dinlemiş olmak ya da çalışmış olmak gerekmiyorsa, edebi bir eseri zevk alarak okumak için de tüm klasikleri okumaya gerek olmamalı.

Her ne kadar edebiyattan anlamasam da son zamanlarda okuduğum bir yazar çok iyi bir edebi eser olduğunu düşünüyorum. Bu yazar şimdiye kadar üç kitabı olan Emrah Serbes. İlk iki kitabı Ankara'da geçen polisiye roman, diğer kitabı ise kısa öykülerden oluşuyor.

Tüm klasikleri okumamış olmama rağmen ben bu üç kitabın birçok klasik kitaba tercih ederim, özellikle son kitabı çok güzel. Tüm kitapları o kadar akıcı ki, bir kerede okunuyor. Fakat akıcı olması tek özelliği değil, anlatılan olayda hayatın içinden o kadar güzel parçalar var ki kitabı okumaktan büyük zevk alıyorsunuz.

İşte son kitabından bir parça:
“… kıraathanenin önünden geçerken babam çağırdı. Boş bir masaya oturttu beni.
“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensorlu lamba.”
“Komşu görmüş. Yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım ne olacak! Çok mu değerli?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikiyim kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”
“Beni görünce yanmıyordu baba.”
“Nasıl ya?”
“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böle el sallayınca havaya, o zaman yanıyor.”
“Hadi ya! Sahiden mi?”
“Evet. Ucuzundan almışlar bizle bir alakası yok.”
Babama sarıldım, yıllar sonra.”

Bu arada starda yayınlanan Behzat Ç. adlı dizi polisiye romanındaki karakterin ismi. Dizi kitaba sadık kalınarak çekilmiş bence fena da olmamış.

3 yorum:

  1. Edebiyattan cok iyi anlarim, muzikten anlamam. Ama hic. Sifir yani.

    O kadar anlamam ki, universite de biri "tone deaf" yani muzik kulagi olmayan, insanlar uzerine arastirma yapiyordu, ben de gittim ona katildim. Girdim odaya, bir saat muzisyen/arastirmaciyla sohbet ettik. Bir kac parce caldi, "bunu duydugunda aklina neler geliyor?" "bu sarkinin resmini cizebilir misin?" "Sarkicinin sesini bana tasvir edebilir misin?" diye sorular soru. Muzige gelince kelime hazinem sifir, ama yinede ben bu sorulara cevap verdikce muzisyen sasirip kaldi. "Hic boyle dusunmemistim!" "Ne kadar ilginc!" "Beyinin icine girip bu sarkiyi nasil duydugunu ogrenmek istiyorum ufff" diye yorumlarda bulundu. Ben tabii nasil olsa kendimi rezil ettim, fazla utanmayim diye soyluyor sandim ama gercekten dusunduklerimi ilginc bulmus. Cunku ben, etrafindaki muzik okumus bestekarlardan farkli bir sey soylesem de, yine de bir degeri vardi.

    Yani, herseyi okumak, uzman olmak onemli olan degil. Az tecruben oldugu bir alanda tek yapman gereken sey ona sans tanimak, kendi elestirel dusuncelerinden - muzik/edebiyat/vs bilginden degil - emin olmak, onlarin ortaya cikmasina bir sans vermen gerek.

    Uzun zamandir bana Turkce kitap tavsiye edecek birini ariyordum, buldum sonunda.

    YanıtlaSil
  2. bence kendini hiç de rezil etmedin o adam seninle flört etmek için bahane uydurmuştur. müzik, resim, edebiyat vs. bence bular güzeli yakalamak için için yapılır güzel olmayan sırf teknik bir çalışma o sanat dalıyla ilgilenmiyenler dışında kimsenin ilgisini çekmez. bir müzik dirlerken, bir kitabı okurken veya bir resme bakarken o sanat eseri sana bir şeyler anlatmalı ve o anlatımdan sen zevk almalısın. önemli olan bu bence

    YanıtlaSil
  3. Arastirmaci dedigimde aklina direkt "erkek" geliyor demek...
    Aslinda kizdi. Kiz da aslinda lezbiyendi. Hatta sevgilisi bizle ayni odadaydi :)

    YanıtlaSil